3/6/2007 - KALDIR BAŞINI CİĞERİM

KALDIR BASINI CIGERIM.
Buyurdular… Masanın ardına dizilmişlerdi... Aklin gözyaşlarını yutkunduğu bir susuzluktu.. Her şeyi tekrar-tekrar duymak istediler…
Ayağa kalktı. Hiçbir pusuda, bedenine bu kadar ağır gelmemisti bacaklari. Havada bir yilan tedirginligi vardi.
Konusmuyorlardi masanin ardindakiler, islik çaliyorlardi..
Bir sevdalisina bakti, bir masanin ardindakilere..
—Anlat!
Konusmuyorlardi. Kuru bir marsin, yipranmis, derisi soyulmus nakaratini söylüyorlardi. Sevdalisina bakti:
Basi önünde, düsleri ölü kuslar evinde...
— Anlat!
Ve anlatmaya basladi Ferhat.. Selim... Ruşen.. Ya da adi her neyse...
“Yagmurdu.. Su, toprak ve kokusu hayatin..Bilirsiniz iste, o yagmur sicagindaki toprak kokusu... Hani herkesin sevdigi.. En siir bilmezlerin bile sevdigi..
Aksam olmustu.. Dört kisiydik. Bu iki arkadas, ben ve
Sevdalisina bakti:
Kirlenmis, bit düsmüs saçlarina…
Dudaginda yaralar patlamis ilk öpüste kabugu kalkmisti yaranin..
Agzin agzima kanamisti. Simdi yüzünde bir Ankara sonbahari. Utanç içindesin..
— Devam et!
“Nöbeti devraldim. Diger arkadaslar siginaga girdiler. Nöbet yerimde beklerken yanima geldi... O...”
Hüzün astilar yüzüne senin. Öyle bükmeyeceklerdi boynunu... Ne kadar kirlisin.. Kaç hafta oldu
yikanmayali..
En son kampta iste.
Ben de ayni durumdayim ya. Tuhaf o çildirtici kasintiyi duymuyorum simdi..
Iki yil boyunca, hiçbir ögrenci evi daginikliginda, elini tutmaya bile cesaret edemeyen ben..
Bugün... Burada...
“Bir süre sonra... arkadas yanima geldi... Konusmak istedigini söyledi...”
Yok. Sigara içtigimizi hiçbir zaman bilmeyecekler, korkma... Korkudan söz ettik.. Üniversitedeki
günlerden.. Ben salak bir hasretle andim, okul kantinindeki bayat tostlari..
Sen çiklet istedigini söyledin, simarik bir çocuk edasiyla..
Hiçbirini anlatmayacagim onlara korkma... Bana, islik çalmayi hâlâ ögrenemedigini, bu yüzden komutan arkadastan azar isittigini anlattin.. Hani o dudaklarini acemice öne
dogru uzattigin an vardi ya.. Iste belki de o an yüzünden, bugün.. burada...
Neyse, korkma cigerim benim... Bunlarin hiçbirinden söz etmeyecegim onlara.. Bizim de utandigimiz hiçbir disiplinsizligimizi bilmeyecekler.. Bir tek sevdamizi birakacagiz onlara, gerekçe olarak...
— Sonra?
Sonra konustuk biraz...”
— Ne konustunuz?
‘Hiç.. Havadan sudan seyler... Ve hareketten tabii.. Biraz da ölen arkadaslardan..
Böyle seyler iste...” Sahi, ölen arkadaslardan da söz etmistik.. Kendini ölüme hepimizden daha çok hazirlamisti. Remzi.. Rubar.. Kerim... Ya da hangi çiçegin adiysa iste..
Her gün birimizin yanina sokulup vasiyetini degistiriyordu, yüzünde bes yasindaki oglu Hilwan'in gülümsemesiyle: ölürsem, daglarimizdan birinin tam zirvesine gömün beni... Hangi dag olursa fark etmez..
Bizim için hepsi ayni yükseklikte.. Bir baska gün, daha büyük bir heyecanla gelirdi.. Silahini oksayarak.. Acaba silahimla birlikte gömülmeme izin verirler mi? Biliyorum, bu, bir baska arkadasa verilir ama.. Belki izin verirler?
Hatirlarsin oylamaya koymustuk bu istegini.. Ret!.. Yasasaydi Oda ret oyu kullanirdi, bunu biliyorduk. Bu istegini yerine getiremedigimize üzülmedik. Ama ölüsünü tasiyamadigimiza kahrolduk biliyorsun... Simdi bütün dag doruklarinda O'nun gömülü oldugunu düsünüyorum. Dislerinin arasinda, Hilwan 'in gülümseyen yüzü...
- Evet?
"Nöbet süresi dolunca, gidip arkadaslari uyandirdik. Onlar çikti siginaktan, biz girdik.. sigmaga
Dudagindaki yaradan daha fazla kaniyor yüzündeki utanç.. Kim bilebilirdi ki cigerim, yasamindaki ilk sevismenin böyle olacagini? Belki de bu durumda olusumuza degil, annen aklina geldigi için utaniyorsun.
Kaldir basini cigerim. Biz utanilacak bir sey... yaptik belki ama bu çagda yasamaktan daha utanç verici degil. Düsünsene cigerim, biz, insanlarimiz için dag dag dolastirdik kafamizdaki bitleri... Ve aska yenik düstük..
Bitlerimiz kadar onurludur askimiz cigerim, kaldir basini...
- Siginakta ikiniz yalniz kaldiniz öyle mi?
"Öyle.. Yalniz..."
Gün agarinca, demistin, sen baska yere... ben baska yere.. Belki de bu sözü söylemeseydin, sabahin gelisinin ayrilik olacagini hatirlatmasaydin ve çakmasaydin gözlerini gözlerime..
kim bilir belki de burada, bu mahkemede olmazdik... Kendimden utanmistim.. çünkü o an, seni bir daha gören ihtimali her sedyen daha önemliydi...
Önce saçlarina dokundum. Kirden pasaktan keçelesmis saçlarin, aptal sarkilardaki ipek
saçlardan daha parlak daha yumusakti. . Ve kanimdan daha sicakti, gözlerinden akittigin yaslar...
- Evet, sonra?
"Sarildik... birbirimize..
Bin yillik bir hasretle sarildim sana.. öylesine sicak, öylesi ne korkutucu.. Simsiki sarilmisken, agzini unutmaya çalisiyordum. En çok agzina ulasmaktan korku yordum ve agzinda kaybolmayi istiyordum en çok.. Ne bitmez bir sarilmaydi... öyle durduk, zaman, durusumuzdan sikilana, kollarimiz, yüregimiz yorulana dek.. Hiç konusmadan, nefes almadan..
Yalnizca yutkunduk.. öyle gürültülü bir yutkunmaydi ki, ayaz ayaz bagirdik sanki.. önce ben, önce sen.. Sonra kollarin düstü yanina.. Ellerimi koydum dizlerine..
Ve alnin alnima dayali, öylece kaldik. Kaç yil, kaç saniye?..
Kaldirdim basimi.. Elimle çenenden tutup, kaldirdim basini.. Ve iste agzin.. Dünyanin en acimasiz, en fasist, en tehlikeli düsmani agzin..
Korkma, onlara öpüsmeyi bilmedigini söylemeyecegim.
- Ve cinsel...
"Evet.. Yani tam olarak sey.. Evet! Cinsel iliski kurduk Pisman degilim, utanmiyorum, övünmüyorum da... Hepimiz gibi ben de, daha yolun basinda göze almistim ölümü.
Ama bir düsman namlusuyla ölmek isterdim... Söyleyecek baska sözüm yok."
Bak yine yagmur.. Bu agacin altinda çay içmistik geçen hafta.. Sen yoktun.. Burada ölecegimizi
düsünmemistim elbette. Dizlerimizin üstüne çökmemizi istiyor arkadaslar..
Kaldir basini cigerim..
Gözlerini baglamak istiyor arkadaslar..
Benimkileri de baglayin.. Sizi bu halde görmek istemem.
Kaldir basini cigerim.
Seni ve cellatlarimi seviyorum
Kaldir basini.
Biz utanilacak bir sey yapmadik
Halkimiz için savastik, birbirimiz için ölüyoruz, hepsi bu...
Kaldir basini sevgilim…
Arkadaslar ates etmek istiyor!...
Yılmaz ERDOĞAN (hüzünbaz sevişmeler) alıntı
|