HÜZÜNBAZ SEVİŞMELER (Yılmaz Erdoğan)

 

 

          

HÜZÜNBAZ SEVISMELER

Adam, sessiz sebepsiz asklarinin ugultusunu dinleyerek, hatta ve zaman zaman, bu seslere içten içe

yanitlar yetistirerek yürüyordu, kaldirimi kendisinden büyük yolda. Bulutlar vardi, mor, gri, beyaz, kül

rengi bulutlar. Bu, mor gri, beyaz, kül rengi bulutlara bakadurdu bir süre. Ve yürüdü Adam mor, gri,

beyaz, kül rengi bulutlarin gözetiminde kendisi kaldirimindan küçük yolda.

Simitleri gerçekten gevrek ve sicakti vapurdaki simitçinin. Simitleri satilsin da para kazansin diye

bagirmiyordu, bir gerçegi dile getiriyordu insanca. Ama kimse inanmiyordu. Adam inaniyordu ve belki de

bu yüzden bulustu gülücükleri, vapurun çok kuytu bir yerinde.

Suya bakti Adam, sudaki yüzüne, kendisine. Kim, nerede ve ne zaman kendisidir? Deniz, pariltisi gözde

yansi yan, mavilere giyinik bir sonsuzluk o zaman.. Mavi’den siyaha kaçak ve mora meyilli, alisik gözlere

yeni yesil gökkusaklari sunmaya üretken çilgin bir islaklik.. Islandi gözleri.

Indi vapurdan. Vapur rahatladi. Hafifçe gerindi kaptan.

Adam ince ince gülüyordu. Körpe körpe, köpüre köpüre cilvelesen denizin kiyisinda.. Yakisikli miyim,

diye sordu Biyikli Adama. Biyikli Adam orada degildi, duymazliktan geldi. Biyikli bir adama yakisacak

davranis degildi ama biyikli adamlar davranisacaklari zaman bize sormuyorlardi. Çok az insan bilir soru

eklerinin ayri yazilmasi gerektigini. Biyikli Adam da bilmiyordu, zamanin düsünceden ayri yazilacagini.

Yakisikli sayilirsin, dedi Dilsiz Kadin. Yillar yili herkesler Onun kör oldugunu sanmislardi. Kör olmadigini

görememislerdi ve yine yanilmislardi. Yanilmisliklarini yinelemislerdi de denebilir ama bu gerçegin façasini

degistirmez. Zaten hangimiz degistirebildik ki, az buçuk gayri safii milli hasila telaslanmalarini?

Degistirmek gibisi var mi, dönüsmek gibisi? içine hagayretlik getirdigin küçük evrak çantasi ve özel kalem

müdürü yasantisinin içinde bir çiban asilliginde aykirilasmak.. Birinci Adam olmak da var, Yoldan Geçen

Adamin Sesi olmak da.. Ya da hiç zamanlanmadigi halde, bir tesrifatçinin tesrifatina sanik o1arak, en

arkadan kendi filmini izlemek de var...

Kadin ürkek ve çorabi kaçmisçasina tedirgin ve trafik kurallarina Özenli adimlarla geçti kirmizi isiktan.

Söyleniyordu.

— Neden sevgililer içi el teri paylasiminda bulunamiyorum. Seni seviyorum, öyle mi? Niye? Söylenmis

replikleri yinelemek mi bütün isimiz? Yoksa daragaçlarinin iz düsümüne serpistirilmis dogrulari mi

dogrultmaya didiniyoruz?

Kadin, dallari salkim saçak özentili bir agacin gariban gölgesine sokulurcasina, sessiz bir çiglik atti, teri

diz boyu otobüs sikintisinin içinde:

— Ben otobüste degildim ki.. Kirmizi isikta durmaya çalisiyordum. Neden baskasina ait kendi kaderimin

tayin hakki?

Adam bankta, Kadin otobüste terlemekte.. Saatler zamanin olagan seyrinde, sanci içinde.. Belki

birbirlerine verebileceklerinin çogunu tüketmisler görücü yöntemi yazgilarinda ama yine de anne sütü

sicaklar sakliyorlar, ikili düslere yamanacak. Görseler, sezebilseler, konusacak bir konu basligi ortaya

atmanin ve paylasmanin deli desik sevincini.. Merhaba, nasilsiniz, siz kimsiniz, ben nasilim, siz 0 musunuz,

sag olun, tanistigimiza memnun olmak isterim, beni hayal kirikligina ugratmayin, sag olun kullanmiyorum..

Kadin bankin biraz gerisinde durdu. Karsiya bakti. Karsilara.. Kimi kimsesi olmayan nice kimseler

bakiyor, kirli duvarlara yazili, çok zaferler özlemis yazilarin, artik soyut resim olmus haline, diye düsündü.

Siyahla umut yazilmis, polis beyazla silmis, diye düsündü. Diye düsünmek özgürce. Isteyen istedigini, diye

düsünebilir, diye düsündü.

Adam, rüzgara aldirmadan bakiyordu Kadina. Kadinin küçük ama dik basli, varligini her firsatta

duyurmaya çabali armut memelerine.

Keske öyle oturmasaydi Kadin. Keske, düsledigim gibi, amaçli sonuçsuz yolculuklara hazir, ölümle alayli

bir huzurla biraki-düsü-oturuverseydi.

Merhaba, diyebilseydim.

Siz kimsiniz, nedensiniz, sorabilseydi.

Merhaba, dedi Adam,

— Merhaba, dedi Kadin.

Oysa az geride, olmamis bir sevda böyle bitmisti:

(Sana söylemeliyim. Haksizlik bu. Ama öyle incesin ki ya kirilirsan, bu dikensiz aksamüstü?.. Bileklerim

incinir, yüregim burkulur inan.. Sana bitti demek, üzgünüm söylemek, kal gitme, ben giderim, ben ölürüm,

hasretler eritirim omuriligim de.. Ayrilalim.. Dur, düsürme gözlerini katisiksiz hüznüme. Hayir, aglama n

‘olursun.. Gemilerin çürür batak sularimda, intiharlara jilet olur. Acim sirrina erdirmez. N’olursun aglama.

Biliyorum hazir degildin, beklemiyordun ama o güzel gözlerini yalanlamak.

—Ama.. ben seviyorum., neden?

Aglama n ‘olur..

Gözyasin hüzün büyütür, damlar yüregime geceleri.. Kapa parantez)

— Siire inanir misiniz, diye sordu Adam.

— Sair misiniz, diye sordu Kadin.

Kadife pantolon giymissiniz, ne güzel. Kalçalariniz federe, memeleriniz ufacik. O’nun da öyleydi. Ama hiç

kadife pantolon giymezdi. Gri, yirtmaçli bir etegi vardi, çok sik giydigi. Saçlari kisaydi. Kisa saçlarina gri

etek yakisirdi. Gri etek giydiginde, saçlari yirtmaçli bir kisaliga bürünürdü. Bilirdi uzun gömlek sevdigimi

ve yaprak dolmasi. Asil isimiz bilmek degil. Kisa saçlari, gri yirtmaçli etegi ve uzun gömlegiyle severdi

beni bilmeden.

— Okumak isterdim siirlerinizi, dedi Kadin.

Yüzünüz sivilceli. Kadife pantolon giymissiniz. Dudaklariniz öldüm ölesiye güzel. Yanaklariniz

anlatilmamali. Sarap içiyoruz yanaklarinizin rengine. Bankta filan degil evdeyiz simdi. Saz çaliyorum,

türküleri paylasiyoruz, kimsenin imzasi olmadan. Bütün türkülerimiz ve sarap anonim. Demiri toz ediyorlar

sevgiyi yoz.. Güzel uyak.

— Ben de siir yaziyorum, insanlara ragmen.

— Neden insanlara ragmen? Oysa insanlar için olmali.

— Yok ya? Niye?

Bir kinaye gülüsle kaldirdi sarap kadehini Kadin. Demek tartisacagiz. Demek sözcükleri ayiklayip seçip

savuracagiz birbirimize.. Ne güzel. Ne sicak.

Öpmeli o dudaklari düsüncesi, Adamin içinde kivraniyordu, aç bir salgi gibi. Yüzünün sicakliginda

döllenme istegi.. Ilk öpüsmeler.. Sabah, zamansiz uyanmalarda duyulan uyku hasreti.. Kirilasiya

susamisken, durup bir süre izlemek berrak suyu.. Kimi öfkelerden alninin akiyla siyrilmasi insanin...

Öpüserek gidilir gizlerin kolkola gülümsedigi yere. Öpüsüyorlardi. Dudaklardan beyne transit tasimaci

sinirlerin cümbüsü duyuluyordu kulaklarinda.. Iri, öpbenili dudaklar.. Öpüsüyorlardi.. Hiç taninmayan

topraklari eseler gibi.. Sulari göbekten damlatir gibi geceye.

Saatlar geçiyordu, daha öncekiler gibi. Biri öncekinden yanlis, biri berikinden yalniz. Akrep yelkovana

alisik. Alismislik iste: Bir vazoyu her zaman ayni yerde görmenin, görmek istemenin asagiligi...

— Biz alismayacagiz, degil mi?

Zamanlar zamanlarin pesisira, belkili, acaba’li, herhalde ’ li bir alismisligi yürütüyorlardi. Dudaklarda

öfkenin, sevincin, birini, birseyi bulmuslugun izleri.. Ve kaybetmek korkusu.

(Sari! bana. Son bir kez belki ama n ‘olursun saril. Öpüselim yine. Binlerce kez hükümran oldugum o

dolgunluklar, neden irak simdi, sevincimin dalga dövmüs kiyilarina? Neden daha öpbenili bu ölüm

dudaklar?.. Neden iç kiran heyecanlar, yangilar üretiyor bin aksam dayandigim duvarlar?.. Öpüselim.

— Pekiyi, dedi Kadin.. Son ve tek..

Öpüstüler, öpüsmek denirse. Üsmek degildi, üsmek yoktu. Sadece öpmeye telasliydi Adam.

— Seviselim, dedi Adam.. Son ve tek.

— Hayir, yapamam.

Hayirlar, yapamamlar uzakti. Olmazlar öykü...

— Baskasini seviyorum, dedi Kadin. Ona karsi...

Yani.. Öyle iste...

0?.. Demek o, onlar var artik? Ama benim, bilmistim, sicak siirimsi bel kivrimini. Nasil olur da nasil olur

sorusunu sorar olurum? Demek simdi o tüttürüyor siirimizi? biz yazmadik mi? Düsümüzden tirnagimizdan

arttirmadik mi?)

Öpüsmeler acimasizca yetersiz kalmaya baslamisti. Çekimser, dokunulmaz, bakilmaz yerlere gidiyordu

seyir. Adam ve Kadin dogal bir sete takilmislardi. Dogalligin ilkel inatçiligina.

Demek bakiresin.. Kadife pantolon giymissin bakireligine.. Ne güzel.. Bu yüzden mi kalçalarin federe,

memelerin ufacik?

(Gitme, Dur... Yalnizim.. Ünlem isaretleri büyüyor içimin yanik aydinliginda. Gitme.. En aptal sarkilardaki

yalnizlik bu.. Elim sair sancilarim.. Gidisin... Aksamdan aksama demledigimiz sevda... Birbirinizi

seviyorsunuz, bunu anliyorum. Hayir anlamiyorum. Biri birine gel beraber bir olalim demis, biri yalnizmis

biri gibi, birbirleriyle bir olamayacaklarinda birlesince fikirleri biri birine, O ’nunla birlikteyiz, birbirimizi

seviyoruz, demis)

— Neden konusmuyorsun insanlarla? Onlar benim arkadaslarim, diye bagirdi adam.. Ilk kavgadan son

kavgaya giden yolun ortasinda.

— Biz de mi çürüttük yoksa?

Gittin.. Arkana bakmadan... Benim, arkana bakip bakmayacagini düsündügümü düsünerek. Farelerin

bile kemirmekten usandigi film seritlerindeki gibi. Beni birakip kimsesizligin ülser gecesine, gittin.. O’nunla

giyeceksin kadife pantolon gecelerini

Çogunu anlatamadim seni sevmelerimin. Kadife pantolon giymistin çünkü. Kalçalarin federeydi,

memelerin ufacik.. Sicakti, güzeldi. Tarihlerden dili geçmis zamandi. Genis zamanlara sarkiyor simdi

yalnizligimiz.

Adam bankta oturmaktan sikilmisti, Kadin karsilara bakmaktan. Adam banktan kalkti, Kadin karsilara

bak maktan yorgun. Ikisi de ayaktaydi simdi. Ikisi de ayakta olduklari halde, insanlar telasliydilar. Kadin

Adam’a bakti, tipki karsilara bakar gibi. Adam Kadin’i süzdü bir an, bankta oturur gibi Sonra yürüdü

Kadin, karsilara.

Adam baska, Kadin karsilarda. Saatler zamanin her hangi bir yerinde sanci içinde.

Yalnizligin genis zamaninda Adam, Kadin ve saatler..

                                                                    

 

              yılmaz erdoğan (hüzünbaz sevişmeler-alıntı )                                           1989

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !