HİJYENİK AŞKLAR - AŞKIMIZ İKİ GÖZLÜKLÜNÜN ÖPÜŞME ÇABASIYDI...GÖZLÜKLERİ ÇIKARMAK HİÇ AKLIMIZA GELMEDİ - Blogcu




AŞKIMIZ İKİ GÖZLÜKLÜNÜN ÖPÜŞME ÇABASIYDI...GÖZLÜKLERİ ÇIKARMAK HİÇ AKLIMIZA GELMEDİ

5/6/2007 - HİJYENİK AŞKLAR

Kategori: YILMAZ ERDOGAN

 

hijyenik aşklar

Amacım hep komik şeyler yazmaktı... Hayatı çekilir kılmak için yanıma biraz mizah almıştım... Fazlasını size verecektim... Yolda yersiniz diye... Yaşarken...
En kızdırıcı durumlardan bile kahkaha elde edecektim. Gülecektiniz ben kızdıkça... Derin çelişkilerle eğlenecektiniz.
Manik tarafımı sunacaktım size, depresifliğimden sakınacaktım sizi. Ben Gürbüz Vural’dım çünkü... Tam bir “özel isim” bile sayılmayan... Adımın ilk harfinin büyük yazılması beni özel isim yapmaya yetmiyor çünkü “ismini ilk kez duyduğunuz ama hepinizin tanıdığı” ve sanal hayatlarımıza sunulan bir gölgeydim ben...
Nasıl ve neden bir veda ikliminde yazıyorum bu satırları bilmem... Dedim ya depresif tarafıma denk geldiniz işte...
Neden bugün böyleyim bilmem...
Belki de bir ocak ayının olmadık bir çarşambasında beklenmedik bir güneş çıktı ortaya, ondandır... Hava çok güzeldi ve ortada komik bir şey yoktu.
Hava nasıl güzel ve ben nasıl depresifim...
İyi havalan sevmez şairler.
Yağmur çocuğudur onlar...
İyi havalar iyi gelmez has şairlere... Orhan Veli’nin “mahfını” hatırlayın... Ve bir de şimdiki planlı hijyenik sevda karikatürlerinizi düşünün.
Her şey daha önce yaşanmış... Kullanılmış ilişkilerdeki ikinci el ucuzluğunu aşk zannediyoruz... Hayır o sözler söylendi... Hayır o şarkıya ağlandı daha önce... Hayır o çiçekler birer pahalı klişeden ibaret... Kırmızı gül aşk demekmiş! Yok ya? Bütün aşklar aynı şey demek değil ki! Sarı gül ayrılık anlamına gelirmiş! Hadi oradan! Kim uyduruyor bunları! Hangi çiçek toptancısı isim verebiliyor binlerce şairin milyon yıldır adlandıramadığı şeylere?
Aşkı, ayrılığı, sevdayı şairlerden daha kolay anlatıyor çiçekçiler! Parasını ödeyin yeter... Doğum günlerini, evlilik yıldönümlerini bir hafta önceden hatırlayın yeter... Yerli yerinde olsun klişeleriniz... Şarabınız ve mumlarınız hazır olsun...

Sevmek için iyi bir yürekten çok aksesuarlarınızın tam olması önemlidir...
Ben bu “özel” günleri hep unuttum... Yani mart ayının herhangi bir günü “birlikte olduk’ diye sene-i devriyesini neden kutlayalım ki? İnsan nasıl berbat bir duruma düşer bazen... Eve girersin, ışıklar söndürülmüş, mumlar yanmaktadır... O saniye anlarsın, o gün senin unuttuğun, bir “özel” gündür... Allah’ım neydi bugün? Ayın kaçıydı? Daha da önemlisi hangi aydayız?
Hep küstüler bana hayatım boyunca...
Sevmedim, sevdiysem de önemsemedim zannettiler...
Yanıldılar... Seviyordum, önemsiyordum Önemsemediğim, daha doğrusu anlamadığım klişelerdi. Sevdam fazla sadeydi. Aksesuarlarım eksikti. Hala da eksiktir...
Ve şimdiki sevdalanmalar fast food hızında... Hızın içinde yitirilen güzelim bir yavaşlık... Daha yavaştık eskiden... Demleye demleye konuşuyor, seviyorduk... Hemen sevişmiyorduk... Karpuz yemek için efendi gibi temmuz ayını bekliyorduk.
Yetimdi gecelerimiz. Sigaralara zulüm, kül tablalarına yük...

 Etimizden alıyorduk etimizin tadını. Seviyorduk. Sevişiyorduk.

Bazen sadece sevişmeyi seviyorduk.
Kalabalık geceleri bekleyen yalnız kahvaltılar için hep acele ediyorduk. Yağsız beyaz peynir tadında ilişkiler kuruyorduk. Seviyorduk. Sevmeyi seviyorduk. Bazı elele yürüyüşlerde keşke yağmur yağsın istiyorduk. Hangi sevdanın üstüne yağmur yağsa, biz onu aşk belliyorduk.
Hijyene önem vermiyorduk. Beyaz çarşafların üstündeki lekeler aşklarımızın haritalarıydı.

Hangisi biz, hangisi yavru vatan oradan anlıyorduk.
Bekliyorduk... Kantinde, durakta, evde... Bir sevda enstitüsünün ekstern öğrencileriydik.

 Devam mecburiyetimiz yoktu.
O zaman çıkan hangi kaset Samatya ’yı anlamlı ve aşklı kılıyorsa onu dinliyorduk. Biliyorduk ki o şarkıyı altı yıl sonra duyduğumuzda bir Samatya sevişmesini yeniden yaşayacaktık...
Parasızdık. Paraya para demiyorduk. Para kendini bir şey zannediyordu ama biz ona ismiyle hitap ediyorduk. Kimde varsa ondan harcıyorduk. Sevda girişimlerimizden para üstü almıyorduk.
Kirliydik. Ter kokuyorduk. Ülke sorunlarını konuşarak sevişmelere yol açıyorduk Ülkemizi ve tenlerimizi seviyorduk.
Çok ağlıyorduk sonra. Adam. gibi, aşık gibi, sarhoş gibi ağlıyorduk...
Tarihi geçmiş gazetelerin üstüne seriyorduk neyimiz varsa... Kitaplarımız, parasızlığımız, sevdalarımız, türkülerimiz...
Sonra söndürdük sigaralarımızı ekonomi sayfasının hiç okumadığımız bir köşesine, ayrıldık... Kaça ayrıldık şimdi hatırlamıyorum ama ayrıldık!
Yürüdü zaman sevdasızlığımızın üstüne.
Unuttuk!
Kuşku, sorumluluk, tedirginlik ve hesapçılıktan oluşan yeni bir arkadaş grubu... Ve bir durumu önceden bilmenin paslı rehaveti... Şimdi elimizde kalanlar bunlar.
Sonunu bildiğimiz sevişmelere başlamıyoruz artık. Koku bizi uzaklaştırıyor. Kokularımız birbirine düşman. Hijyene önem veriyoruz ve çarşaflarımız sakız gibi.
O güzelim lekeler yüreklerimizde kaldı...
 

 

                                                        Yılmaz  ERDOĞAN (hijyenik aşklar)

 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz!

20/12/2008 - yazılar

Yazan: samen
yazılarınız süper olmuş elinize sağlık iyi akşamlarbende beklerim
Bağlantı

10/7/2007 - MERHABALAR, SAĞLIKLI MUTLU NEŞELİ VE SEVGİ DOLU YARINLAR DİLERİM

Yazan: mehpareogt
YAŞAMIN YANKISI
Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden çocuk ayağı takılıp düşüyor ve cani yanıp 'AHHHHH' diye bağırıyor.
İleride bir dağın tepesinden 'AHHHHH' diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor.
Merak ediyor ve
- ''Sen kimsin?'' diye bağırıyor. Aldığı cevap 'Sen kimsin?' oluyor.
Aldığı cevaba kızıp - ''Sen bir korkaksın!'' diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses 'Sen bir korkaksın!' diye cevap veriyor.
Çocuk babasına dönüp
- ''Baba ne oluyor böyle?'' diye soruyor.
- ''Oğlum'' der babası, ''Dinle ve öğren!'' ve dağa dönüp ''Sana hayranım!'' diye bağırıyor.Gelen cevap ''Sana hayranım!'' oluyor. Baba tekrar bağırıyor, ''Sen muhteşemsin!''Gelen cevap; ''Sen muhteşemsin!'. Çocuk çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.Babası açıklamasını yapıyor:
- ''İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla Şefkat istediğinde, daha şefkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.''
Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.
Bağlantı

25/6/2007 - .

Yazan: mehpareogt
GUNESE BAGLANDI KORKUYLA ONCE INSAN. SONRA ATESE, SUYA ... AY BATTI SU KURUDU GUN BITTI.. SEVGI KARDESLIK DOSTLUKTU SONSUZ OLAN

güzel bir haftanın ve mutlu yarınların siz ve tüm sevdiklerinizle birlikte olması dileklerimle
Bağlantı

22/6/2007 - selamlar

Yazan: fblieda
ya harika yazıyo bu adam yaa.sizin sitenizi tesadüfen buldum ve iyikide bulmuşum..saçma sapan sitelere girmekten bunalmıştım.gerçekten bunlar okunmaya değer şeyler...açıkçası ben pek okumuyorum.ama buraya gelince geri dönemiyorum.tamamen harika çünkü hepsi.ve ben şuna inanıyorum: bunları yazmak kadar okumak ve bunlara yer vermek te önemlidir.bu yüzden sizi kutluyorum.yüreğinize sağlık
Bağlantı

21/6/2007 - Eylül'den

Yazan: hayalleringemisi
Yine bir akşam, yine martı çığlıkları, yine iyot kokusu ve aşağıdan yükselen gül kokuları... Ve korkunç bir sıcak... Nefes almak imkansız oldu neredeyse... imdi çıkmalıyım sahile, elele gezen sevgilileri, çimlere uzanmış dalgaların sesini dinleyen, yıldızlara bakıp hayal kuran insanları selamlamalıyım gülümseyen bakışlarımla...
Bağlantı

15/6/2007 - Eylül'den

Yazan: hayalleringemisi
Sıcak esiyor bu akşam rüzgâr,
İmbatı arıyorum gözlerim kaoalı
Dalgalar hülyalı, martılar sessiz,
Gün geceye dönerken, kızıl şafakta,
Bir demet papatya derdim gönül bahçemden,
Selamımla yolluyorum size İzmir'den
Bağlantı

13/6/2007 - .

Yazan: mehpareogt
Merhabalar ziyarete geldim nasılsınız inşallah iyisinizdir. sevgi dolu yarınlar sizlerle olsun efendim...
Bağlantı

13/6/2007 - Eylül'den

Yazan: hayalleringemisi
Güne merhaba gönül gözüyle.
Bağlantı

12/6/2007 - MERHABA

Yazan: sercen
Paylaşımın için teşekkürler

Yılmaz Erdoğan ın keyifle okunan bir yazısı

SEVGİLERİMLE
Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sevgi.. Sevmek... Birini, bir şeyi, bir yeri sevmek... Vatanı sevmek mesela. Bunu da çok anladığın söylenemez değil mi? Yani eğer bu, İstanbul dışında İstanbul'suz yapamamaksa, Boğazda bir balık-rakı akşamının hasretiyle kederden gebermekse mesela İsveçte, söyleyecek bir şey yok... galiba, tam olarak böyle değil istedikleri. Evet evet onlar İSTİYORLAR... Senin sevgini tartıyorlar. Vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. Aslında görülmez bir yazı Var sınır kapılarında yurdun. SEVMEK MECBURİDIR! SEVMEYEN DEFOLSUN GİTSİN!

Kategoriler

  • AHMET ALTAN
  • ahmet telli
  • ASK
  • atilla ilhan
  • CAN DUNDAR
  • CEZMI ERSOZ
  • DENEME
  • DUS YAZILARI
  • edebiyat
  • KADINIM
  • KISA HIKAYELER
  • kitap tanitim
  • NAZIM HIKMET
  • NIHAT BEHRAM
  • O AN FOTOGRAFLARI
  • SIIR
  • siirlerim
  • YAZILARIM
  • YILMAZ ERDOGAN
  • YILMAZ ODABASI
  • Arkadaşlarım

    DELALEDILEMIN
    alike
    mehpareogt
    mikerinos
    elifsule
    zewsemal
    benmasumum
    okumaca
    hayalleringemisi
    guldefne
    yagmur056
    terskare
    siargunlugu
    nursalkimi
    kerime28
    sudeasya
    asu
    mavikoridor
    paranteziciguncesi
    sabaruzgari
    tavsantepeligenclik
    incilenhayal
    cananyoldas
    egeseda
    sercen
    yagmurtuana
    hephuzun
    SAHRA88SAHRA
    destinazilan
    yolcuhmevlayagider
    unutkan
    melegimmavi
    cobcem
    gizledigimzindanmasallari
    hakimozgen
    emeklilikhaber