26/4/2007 - SEVGİLİ TORUNUM YILMAZ ...

Yılmaz Erdoğan`dan Mektup
YENi BiN YILA MEKTUP YILMAZ ERDOGAN
Sevgili torunum Yilmaz,
(Bizim yasadigimiz donemde cocuklara dedelerinin adini koymak gibi adet vardi, bu aliskanlik hala suruyorsa, bu isimde bir torunum olabilir ama ben bu gelenegin bitmis olmasini umarim, zira sirf dedesinin adi Suayip diye hayati kayan yavrucaklar var.) Sana bu mektubu iki bin yilindan yaziyorum. Gazeteden istediler. Sen simdi gazete nedir, diye sorarsin! Biz bu yillarda haberi kagitlara yazip dagitiyoruz. Kabul ediyorum, cok zor ve cok ilkel bir yontem ama o kadarda kotu durumda degiliz canim, gecen gun deden buyuk bir fiyakayla internette chat yapti. Henuz geyik muhebbetinde kullaniyoruz bilgisayari ama olsun. Ayrica ben senin yasindayken buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektup iki ton agirligindaydi! Magaranin duvarina kazimis, getiren arkadas az kalsin gocuk altinda kaliyordu. Yani beterin beteri var Yilmaz'cigim. Aslinda bu mektubu sana biraz da ozur dilemek icin yaziyorum. Benden once yasamis cok akilli ve huzunlu bir Kizilderili'nin soyledigi "bu dunya bize atalarimizdan kalmadi, cocuklarimizdan odunc aldik" sozunu anlamasina anladik, hatta bir suru kartpostal da yaptik, cok guzel grafik tasarimlarla yazdik bu akilli adamin lafini ama yine de herseyi berbat ettik. Enerji lazimdi ve tepemizde gunes bazen on saat cayircayir donerdi ama biz kendimizi bir golgeye atip nukleer salakliklarla ugrasirdik. Yani su anda okul arkadaslarinin bazilarinin uc tane kulagi varsa bunda hepimizin sucu var. Ama sen benim torunum olduguna gore mutlaka yapmiyorsundur ama sakin o cocuga "kulagini ac da beni iyi dinle" turdunden kulak memesi kivaminda sakalar yapma. (Mektubun bu acikli bolumunun aynisi buyuk buyuk dedemin bana yazdigi mektupta da vardi maalesef. Umarim senin yazacagin mektup da boyle bir bolum olmaz.) Evet iklimi de degistirdik. Kitaplarda ya da bilgi kaynagi olarak ne kullaniyorsaniz iste onda yazanlar dogrudur. Bir ara dort mevsim vardi. Mesela bunlardan bir tanesinin adi bahardi ki inanamazsin butun insanlarda hatta hayvanlarda bile asik olma ihtiyaci uyandirirdi. Tabi bu durum kimi kazalara da yol acmiyor degildi ama yine de omrun en guzel mevsimiydi. Sonra yaz... O muhtesem kamasma... Ama hala anlamiyorum ayni yerde hem iseyip hem nasil yuzdugumuzu. Sevgili Yilmaz , iki bin yilina gelene kadar cok aptalca seylerle mucizevi isleri birarada yapmis insanogullarindan sadece birisi olarak ve buyuk deden olma sifatiyla sana soylemek istedigim sudur: Ben bilimkurgu sevmem. Bizde gelecegi duslerken abartma adeti vardir. Inanmazsin benim cocuklugumda Uzay 1999 diye bir televizyon dizisi vardi ve orada anlatilanlar gercek olsaydi benim gecen sene Jupiter'deki yazligima tasinmam gerekiyordu ama su anda en buyuk numaramiz yukariya binlerce uydu gondermis olmamizdir. Antenin hallicesi iste... Ben yuz yil sonra isinlanmayi bile becerse insan, insan kalacaktir diye dusunurum. (Isinlanma bizim bilimkurgucularin buldugu bir laf, alay edeceksin onlanla, et") Sevgili Yilmaz, ucan arabalara bile binsen, onur her insana lazimdir. Onurunu ve asik olma yetenegini asla kaybetme. Buyuk deden bunlara dikkat ederdi.Gozlerinden operim. Haa bu arada 2071 yilinda saniyorum buyuk bir tantanayla Turkler'in Anadolu'ya girisinin bininci yili kutlanmistir. Merak ettim Malazgirt'in yolu da yapildi mi?
Deden Yilmaz Erdogan
02-05-2005
|
|
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
25/2/2007 - DEFOLU ÇIKAN HAYAT VE İYİ YÜREKLİ ÇOCUKLARIN SERENCAMI

|
Defolu Çıkan Hayat ve İyi Yürekli Çocukların Serencamı I Uzun boylu ağrılara atıldım. Sokaklarda hırçın rüzgârlara katıldım. İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte: “Dünyanın şavkı kendine, efkârı bize mi? ” demekte; kimileri taburlara, koğuşlara gitmekte, kimileri sidikli döşeklerde upuzun uykulara düşmekteydiler. Uzaklarda yaşlı çam ağaçları sessizce çürümekteydiler...
İyi yürekli çocuklar, günlerin rahmine yaslarken düşlerini, bazen apansız ölmekte, ölmekteydiler...
Ama şalvarları gül desenli Döne’ler, yeniden dillenip döllenmekte, doğrulup yeniden dillenmekte ve sokakların, a(damların) , kedilerin üstünden rüzgârlar esmekteydiler..
II (Gecede bir fahişenin koynunda uzun donlu, Nizipli bir tüccar üşümekte; kaçak elektrik kullanılan evlerde sümüklü oğlanlar “büsüvi”(!) istemekte ve sımsıcak somunları kavrayan yaslı eller, balta girmemiş hayatın ortasından korkak ve küstah bir tevazuyla yürümekteydiler... İyi yürekli çocuklar düzine- ler halinde feleğe küfrederek geçmekteydiler; sonra gecede mart kedileri, ay ışığı ve iniltiler…Hep aynı nakaratta köhne bir hayat...)
Sonra bildik törenler, kanıksanmış itaatler ve her aşkın künyesine bir gün dökülen küller...
Sonrası pazaryerleri: Patates, pırasa vs. Taksitler ödenip senetler alınacak bu ay da… Bu ay da sürüm sürüm turplara sıkılan limon damlaları gibi duraklarda.
Defolu çıkmış hayat kimin umurunda!
III Kimin umurunda yeni donlar giyen eski kadınlar ve bilumum “öteki”ler. Dolup boşalan kültablaları, bozuk sifonlar, şerefsiz adisyonlar ve yamalı bohçalar gibi uzayan yollar.
Kimin umurunda buharlaşmış oğullarını arayan anaların acısı ve yaşlı bir kemancının eskimiş papyonundaki keder…
/Sürerken ıssızlığın ödül töreni, sen topla dur topla dur dağılan sevinçleri.../
IV “-Vay anasını bu maçı da alamadık abiler; **** hakemler bizi yine mağlup ettiler! ”
İyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte, en pahalı düşleri dolara endeksleyip en ucuz pazarlara sürmekteydiler. Sonrası aşkın ve şarabın şanına düşen gölgeler.
Gölgeler… Kimin umurunda? Yoruldu yorgunluk da; aşk bir yana, düş bir yana!
Paranın sultası düştükçe, düştükçe aşka, ışığa ve şarkıya, her şey hızla ayrışmakta. Üstelik gün ortası, ışıkta!
Her şey pazar ve karmaşa...
/Sürerken ıssızlığın ödül töreni, sen topla dur topla dur kirletilmiş düşleri.../
V İyi yürekli çocuklar, o aşınmış saçaklarda, yollarda ısrarla yanlış atlara binip, ısrarla düşmekteydiler...
“-Yok yoluna geçti geçen günler ..k yoluna kaldı kalan günler geride! Bu yüzden aşk dediğiniz nedir ki be abiler? Camları buğulu bir genelev odasında vizite fiyatına...”
Solarken gecekonduların dar pencerelerinde bal gözlü kızlar...
VI Sürerdi… Yine sürerdi mırıltılar ve homurtularla hayat. “Bu maçı da alamazken abiler”: iyi yürekli çocuklar sessizce büyümekte, büyüdükçe kirlenmekte, kirlendikçe ölmekte, öldükçe bilmekte, bildikçe acımakta, acıdıkça görmekteydiler ki her fırtınadan ve anıdan geride herkes figüran yaşamın sahnesinde...
VII Sahnesinde yaşamın, kentlerin kaldırımlarında upuzun dilenciler. Minibüslerde ter ve çürük sperm kokusu. Sahnesinde, aşklarla rus ruleti ve tel kaçıran çorapların kederi(!)
Sahnesinde, brüt bir yaşam, net bir ölüm, bırak rezil gündüzleri geceye yaslan gülüm…
VIII İyi yürekli çocuklar o mahallelerden düzineler halinde geçmekteydiler... Uzak ormanlarda yalnız meşeler sessizce büyümekteydiler…
-İşte bu vuruşlar sürdükçe, maç mı alınır ulan sayın abiler? İpne hakemler bu sezon da bizi mağlup ettiler!
Aşkta, düşte, işte birer birer inerken beyaz bayrakları:
bizim çocuklar bütüm maçlarda yenildiler...! |
| |
|
Yılmaz Odabaşı |
| |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/2/2007 - SENİ BİR TUFAN GİBİ SEVDİM

|
Seni Bir Tufan Gibi Sevdim
(Martılar gelmezdi ki sizin ordan, martılar sizindi ey evlerinin önü deniz; bizde ölen kartallardan, dağlardan size haber veriririz, bir bakımlık deniz, bir avuç imbat göndermediniz…) I Seni bir çığlık gibi sevdim. Uzanıp sesimin avlularına sen de her sabah Sabah/ sevince bir sevgiyle gideriz. Sonra durur vitrinlerden çiçekleri seyrederiz; puştluklar bizi seyreder, biz çiçekleri...
II Seni bir kar gibi sevdim; üşüye üşüye e-ri-diim! Bak, kentleri de, dağları da bozdular; başka rüzgârlar giydirdiler kentlere, dağlara başka tüfekler. Kalk, gidelim; buralardan gidelim!
III Seni bir namlu gibi sevdim Sen ise tetiklerimi ezberliyordun kıyametler koparken alnından bu kentin; seni bir tufan gibi sevdim bedenim alabora! |
|
|
|
Yılmaz Odabaşı |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/2/2007 - DAĞINIK GAZEL

Dağınık Gazel
“Eski güzel şeylerden değil, yeni kötü şeylerden başlamak gerekir.” -Water Benjamin-
Göç geçer...
Geçer ayrılıklar baladı. Siyah bir orman olur gençliğimiz. Bize böyle pay kalır. Bize böyle pay kalır...
Ağla sömürgem... Belki dönemem! Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır; kış yanar, düş üşür yüreğimde. Ağlarım, gözyaşım beyaz kalır...
Sonra askerler yeniden kuşatırlar aşınmış kaleleri. Bin “hawaar “parçalar gecenin döşeğini. Ocaklar iniler, yas büyür, orta yerde kan kalır; Dıngılava’da peştamallı çocuklar havuzlara işerler; gözlerinde bir mahmur özlem kalır...
Derken bir Ankara, bir poyraz beni döve döve içeri alır. Yollar da giderek uzaklaşır... Giderek uzaklaşır. Fahişeler terli kasıklarıyla sabaha uğurlanır, kuşlar inkâr edilir, gökyüzü yağmalanır; ben büyürüm bu kederle kalbim uslanır...
Ağla sömürgem! Ağla ve kucakla kumral delikanlını. Buralarda çatılmış bir tüfeğim böğrümde taflan kalır. Şimdi Kızılay’da oturmuşum hasretin kancasında; geçer zaman, geçer yıllar, günlere bir yeni hazan kalır...
Ağla sömürgem... Sen hep mağlup bir ağlayışta, ben uzak susarım bu mağlubiyet için hep anlayışta. Bak, çöpçüler bu geceyi de piç edip süpürdüler. Ben ise haber değeri bile olmayan bir haykırışta, özleminle hâlâ bir yakarışta...
Ağla, ben de ağlarım gözyaşlarım özlemine az kalır. Buralarda nem var; nem varsa sende kalır! Daha çağırırken beni, anı bile kalmaya tenezzül etmeyen dağ dorukları, sömürgem yaslar durur sesime kırgın ayrılıkları…
Ben gittim ve yittim!
Oralarda usul usul talazlanan nehirlerde yaz kalır, yaslarım günleri yüzüme gözyaşım beyaz kalır. Burada yıllar küfürle uğurlanır. Ben büyürüm içindeki haylaz çocuk uslanır… Ve günler geçer, herkes gider, pistler boşalır; sahnede bir kurtlar, bir ben bir klasik dans kalır.
Ağla sömürgem... Buralarda döne döne- mem!
Artık bir yeşile dolmasak da anılardan haz kalır. Sen de bir zaman duyarsın bir gün bir taze mezar kazılır:
ardında bir dağınık gazel ile, kül ile ankara'da bir ölü yılmaz kalır
YILMAZ ODABAŞI
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Sevgi..
Sevmek...
Birini, bir şeyi, bir yeri sevmek...
Vatanı sevmek mesela.
Bunu da çok anladığın söylenemez değil mi?
Yani eğer bu, İstanbul dışında İstanbul'suz yapamamaksa, Boğazda bir balık-rakı akşamının hasretiyle kederden gebermekse mesela İsveçte, söyleyecek bir şey yok... galiba, tam olarak böyle değil istedikleri. Evet evet onlar İSTİYORLAR... Senin sevgini tartıyorlar.
Vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. Aslında görülmez bir yazı Var sınır kapılarında yurdun
Kategoriler
Arkadaşlarım
• asu • kerime28 • sabaruzgari • sudeasya • siargunlugu • yagmurtuana • okumaca • benmasumum • nursalkimi • mavikoridor • yagmur056 • sercen • guldefne • hephuzun • hayalleringemisi • paranteziciguncesi • elifsule • tavsantepeligenclik • zewsemal • sahra88sahra • cananyoldas • egeseda • incilenhayal • destinazilan • yolcuhmevlayagider
|