7/6/2009 - Hatırlat da Haziran'ın sonlarında çocukluğumu yakalım...
Sen beni öpersen belki de ben Fransız olurum Şehre inerim bir sinema yağmura çalar Otomobil icad olunur, Zarifoğlu ölür Dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-Senegalliler dahil değil
Sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır Çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi O vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin Hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-Yoksa seni rahatsız mı ettim?
Sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur Ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek Elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim Elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-Freud diye bir şey yoktur.
Sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim Belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma Bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün Yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-Haydi iç de çay koyayım.
ah muhsin ünlü
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/1/2009 - BAŞKA ŞARKI

Düş bozulup gitmiş gelmemek üzre! Yağmurlu akşam vakti yüreğim öğreniyor ağaçların döktüğü güz trajedisini.
Tatlı üzüntüsünde can veren görünümün kırıldı seslenişim.
Düş bozulup gitmiş gelmemek üzre. Gelmemek üzre! Tanrım! Kar yağmaya başlıyor ıpıssız düzlüğüne ömrümün ve uzaklara giden hayal gücü korkuyor donmak ve kaybolmaktan.
Ah, bana diyor ki su düş bozulup gitmiş gelmemek üzre! Ama düş sonsuz mudur?
Sistir onu koruyan ve kar yorgunluğundan başka şey değildir sis.
Anlatıyor ki ezgim düş bozulup gitmiş gelmemek üzre. Ve yağmurlu akşamda yüreğim öğreniyor ağaçların döktüğü
güz trajedisini.
FEDERİCO GARCİA LORCA
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
30/5/2007 - ONBİR MERİDYENDE SÜRGÜN KEDER VE İBRİŞİM

Onbir Meridyende Sürgün Keder ve İbrişim
şiirin İstanbul’una giderken on bir meridyende sürgün, keder ve ibrişim
gecenin sır olduğu camlarda Mavi Tren uykusu yorgun yana sır değil aksimizin iyi bakarsan en önde kavaklar
bir kadını anneme benzetirim sabaha karşı üstümü örter sabaha karşı Gevaş olaydı keşke
zeytuniye kesmiş bir çift kederle siyah ibriğim kemerlerden doğuya doğru gidersen belki de Batman yarına yetişecekmiş telaşıyla sisli bir kontranın elinde yeni kırılmış bir dal ve baygın petrol kokusu her akşam bıttım kavuran çarşılar ve faili meçhuller, evladiyelik!
ve zencefil derim en fazla Diyarbekir ve melamin şeker kaseleri çocuklar ilik oynar surlarında
Kızıltepe tarlaları evin bağlarken Dicle yatağına dönüyor kumlanmaya dinmiş aks-i suda ayakları nemlenen şehirli kızın romantizmi yapay ve yüzü kadar beyazdır köylüler süt sağarken akşamına
kirli yeşil bir geceye benzer Kurtalan bebekler sıtmaya açar gözlerini ötesine tren gitmez bu yüzden!
en akşam-üstü Adil cevaz! Erciş’in bir avaz yankısında netsen sığmaz nazarına Van Gölü evde unutulmuş bir denizdir Van Gölü anasından ayrı, sahipsiz Hasan Bildirici öykülerinde dingin, saydamsı hava raporlarında mutedil dalgalı karnında feribot gezdirir
katarlar yorulur Tatvan çıkışında içmeler ekşi ve soğuk kaynarken bilmem ki yol İran’a mıdır?
Suruç’ta bir gündüz düşü alır kızların elini kirmenden bir serap doğrulur yağmur yağdı mı usulca uzansan Karacadağ sıvasız evlerin eyvanından höykürdükçe çoğalır bulutlar gölgelir kuzeyden güneye Mardin Eşiği yine de Nusaybin deme ne olur, sızıyor yaramdan
yol kıyısına atılmış ceset gibi Ergani yenikliğin kavrukluğunda yeşerir Siverek ve fakat Silvan diyemem, ağlarım; çocukluğumun başkenti!
“Bitlis’te beş minare” bilemezsin nasıl geçerim Başkale’den bilemezsin nasıl ağlarım ah canan mısın Şemdinli ne kaçak geçtim üstünden şimdi Bingöl’de güneşe bakarak Malazgirt ovasından koyun peynirini karıncalı sesimde aşk ilanlarımı ve o mahcup Garzan Çayı’na değen ayaklarımı Lice’nin taranmış bir kahvesinde esmer alınlı bir ihtiyara dersem az doğrulup Mutki tütününden sararız, biliyorum kötü kaynamış kemiklerimiz sızlarken
ben on bir meridyeni sevmekten men dilimde kurşun bukağı, ölüm buhurlar içinde bir Digor sabahı
bir eksiklik omzunda kaçakçı yetimleri gibi Dersim ve Seyit sakallarıyla Rızo şu giden hangimizin Besê’si? hangimiz sivil bir aşkın kıyısında değiliz? hangimizin bağımsız gök yüzü? gecikmiş kırlangıçlar gibi deliyim boşuna uslandırmayın beni!
Berivan serini bir Cizre ikindisinde Mem û Zin hasretine banacak Reşkotan bulguru olaydı keşke!
mutlak bir yarın ayırdım kendime dağlarımdan damıtarak ve yaralıyım Bagok kadar a a h, diyorum; şu karanlık! şu bahtım renginde utanç atmosferi: hiçbir gelecek paklamaz seni!
ellerim bir kaşığın yörüngesinde geç doğmuş çocuk acemiliğinde ve tasasında dul kalmış taze gelinin
zeytuniye kesmiş kederlerde on bir meridyen gibi hareler her meridyeninde ölüm her haresinde yangın (kasten süsü verilmiş) sürülen halkım geçiyor içinden iyi bakarsan en önde kavaklar ve tüten yangınların isi dağlanmış kemerler gibi bir çift siyah ibrişim
gecikmiş yağmurlardan geliyorum epey ağladım sayılır epey buhurdan ve yataklık
gönlüm köklerimi saldığım cismim yapraklarımı açtığım yerdedir ben dağları taşıyorum sırtımda ondan böyle pek!
on bir meridyende sürgün, keder ve ibrişim on bir meridyende dinmeyen serhıldana bütün sesimi vermişim!
SELİM TEMO
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
10/5/2007 - GÖĞE BAKMA DURAĞI

GÖĞE BAKMA DURAĞI
İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar Şu aranıp duran korkak ellerimi tut Bu evleri atla bu evleri de bunları da Göğe bakalım
Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım İnecek var deriz otobüs durur ineriz Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun Herkes uyusun bir seni uyutmam birde ben uyumam Herkes yokken biz oluruz biz uyumıyalım Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda Beni bırak göğe bakalım
Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım Tuttukca güçleniyorum kalabalık oluyorum Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor Seni aldım bu sunturlu yere getirdim Sayısız penceren vardı bir bir kapattım Bana dönesin diye bir bir kapattım Şimdi otobüs gelir biner gideriz Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat Durma kendini hatırlat Durma göğe bakalım.
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
26/3/2007 - BAĞIŞLA BENİ BAHAR

BAĞIŞLA BENİ BAHAR
Ey umut yeşili gök mavili alı al moru mor dalı nar deseni güllü bahar
sende sevinç sende umut sende yaşam bende, deli sevda var
mavi özleyişinde yüzüyorum denizlerin yüreğime çarpıyor dalgalar gözlerinde ağlıyorum balıkların kan damlıyor şarkılar
gideceğim yer sığınacağım dost bir liman yok
gurbetteyim kimsesiz bir çocuk gibi mevsim mevsim trenlere yükledim sevincimi
bir yanımda uzun uzun yollar bir yanımda memleket hasreti var
senin sevincini seninle paylaşamıyorum bağışla beni bahar
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
9/3/2007 - İÇİM İÇİME SIĞMIYOR

İçim İçime Sığmıyor
Havanın dumanlı Vaktin dar olduğu bir zamanda Bu sözü bir gül gibi bıraktın yüreğime: “İçim içime sığmıyor! .” Şimdi sana dairim Ölesiye tutkulu Ölesiye şairim
Tarihe gömüyorum acıyı ve ölümü Yenilgiyi zafer şarkılarına Çünkü sen geldin; kumrular geldi İçim içime sığmıyor Umurumda mı sanki ayrılık trenleri Ay tutulması, rasathaneler Aşkın değerini düşüren darphaneler Başbakanın Amerika evleri Umurumda mı sanki
Sen geldin; çöllere yağmurlar geldi Bana göre değil Küba’nın çiçekleri Yeni bir skandal senaryosunda Şaşkın bir İngiliz prensesinin Yıkılan hayalleri
Bana göre değil kavga Uygarlığın kriz noktalarında Gurbet kokan bir hayatım var benim 93 harbinden kalma sokaklarında İkindi sonrası sirenler çalar Eritir dağların kirli karını Susuz bir denizde hırçın dalgalar Deler karanlığın kulak zarını
Sen geldin; vefakâr duygular geldi Yakamozlar oynaşıyor sularda Benim de sırlara ermek çağımdır Buzlar vadisinde bir gelin, sevda Sevda benim özgül ağırlığımdır
Sen geldin; güvertelere Umut yükleyip boşaltan gemilerin Hindistan cevizi kırdığı kırdığı limanlarda Ermiş kaptanlara muhabbet duyan Meczup tayfalar geldi İçim içime sığmıyor Çünkü hem sen geldin; hem bahar geldi
NURULLAH GENÇ/ Rüveyda’dan
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
8/3/2007 - KAR ALTINDA HÜZÜN DENMSİ

| Kar altinda Hüzün Denemesi |
|
| |
|
Dünyanin en uzun hüznü yagiyor Yorgun ve yenilmis insanligimizin üstüne Kar yagiyor ve sen gidiyorsun Aglar gibi yürüyerek gidiyorsun Belki bulmaga gidiyorsun kaybettigimizi O insan ve tabiat cagini
Dön bana ve dinle Kuslar ucusuyor icimde
Los bir keman solosu gibi Kuslarin ucustugunu icimde Dön bana ve dinle
Karanlik denizlerin dibinde Birtakim incilerin oldugunu Birtakim incilere ve hatiralara Neden bagli oldugumuzu unutma.
Duy beni ve dinle Denizler bogusuyor icimde.
Unutma diyorum ama sen anla Anlat bizim de yasamak istedigimizi onlara. |
|
. |
|
Erdem Beyazit | | |
|
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
19/2/2007 - SANA,BANA,VATANIMA,ÜLKEMİN İNSANLARINA DAİR

|
Sana, Bana, Vatanıma, Ülkemin İnsanlarına Dair
``Telgrafın tellerini kurşunlamalı’’ Öyle değildi bu türkü bilirim Bir de içime -Her istasyonda duran sonra tekrar yürüyen- Bir posta katarı gibi simsiyah dumanlar dökerek Bazan gelmesi beklenen bazan ansızın çıkagelen Haberler bilirim mektuplar bilirim.
Gamdan dağlar kurmalıyım Kayaları kelimeler olan Kırk ikindi saymalıyım Kırk gün hüzün boşaltan omuzlarıma saçlarıma Saçlarının akışını anar anmaz omuzlarından Baştan ayağa ıslanmalıyım Gam dağlarına çıkıp naralar atmalıyım.
İçimde kaynayan bir mahşer var Bu mahşer birde annelerinin kalbinde kaynar Çünkü onlar yün örerken pencere önlerinde Ya da çamaşır sererken bahçelerinde Birden alıverirler kara haberini Okul dönüşü bir trafik kazasında Can veren oğullarının.
Bir de gencecik aşıkların yüreklerini bilirim Bir dolmuşta yorgun şoförler için bestelenmiş Bir şarkıdan bir kelime düşüverince içlerine Karanlık sokaklarına dalarak şehirlerin Beton apartmanların sağır duvarlarını yumruklayan Ya da melal denizi parkların ıssız yerlerinde Örneğin Hint Okyanusu gibi derin İsyanın kapkara sularına dalan.
Nice akşamlar bilirim ki Karanlığını Bir millet hastanesinde Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda Başını kalorifer borularına gömmüş Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiplerden Haber sormaya korkan Genç kızların yüreğinden almıştır.
Bir de baharlar bilirim Apartman odalarında büyüyen çocukların bilmediği bilemeyeceği Anadolu bozkırlarında İstanbul’dan çıkıp Diyarbekir’e doğru Tekerleri yamalı asfaltları bir ağustos susuzluğu ile içen Cesur otobüs pencerelerinden Bilinçsiz bir baş kayması ile görülen Evrensel kadınların iki büklüm çapa yaptıkları tarla kenarlarında Çıplak ayakları yumuşak topraklara batmış ırgat çocuklarının Bir ellerinde bayat bir ekmeği kemirirken Diğer ellerinde sarkan yemyeşil bir soğanla gelen.
Yazlar bilirim memleketime özgü Yiğit köy delikanlılarının İncir çekirdeği meselelerle birbirlerini kurşunladıkları Birinin ölü dudaklarından sızan kan daha kurumadan Üstüne cehennem güneşlerde göğermiş mor sinekler konup kalkan Diğeri kan ter içinde yayla yollarında Mavzerinin demirini alnına dayamış Yüreği susuzluktan bunalan İçinden mahpushane çeşmeleri akan Ansızın parlayan keklikleri jandarma baskını sanıp Apansız silahına davranan Nice delikanlıların figüranlık yaptığı Yazlar bilirim memleketime özgü
Güzler bilirim ülkeme dair Karşılıksız kalmış bir sevda gibi gelir Kalakalmış bir kıyıda melül ve tenha Kalbim gibi Kaybolmuş daracık ceplerinde elleri Titreyen kenar mahalle çocukları Bir sıcak somun için, yalın kat bir don için Dökülürler bulvarlara yapraklar gibi.
Kadınlar bilirim ülkeme ait Yürekleri Akdeniz gibi geniş, soluğu Afrika gibi sıcak Göğüsleri Çukurova gibi münbit Dağ gibi otururlar evlerinde Limanlar gemileri nasıl beklerse Öyle beklerler erkeklerini Yaslandın mı çınar gibidir onlar sardın mı umut gibi.
İsyan şiirleri bilirim sonra Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden Harfler harp düzeni almıştır mısralarında Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
Müslüman yürekler bilirim daha Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet Eller bilirim haşin hoyrat mert Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır Her kırışığı sorulacak bir hesabı Her çizgisi tarihten bir yaprağı anlatır.
Bütün bunların üstüne Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim Sonra sen gelmelisin dilimin ucuna adın gelmeli Adın kurtuluştur ama söylememeliyim Can kuşum, umudum, canım sevgilim. |
| |
|
Erdem Beyazit |
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
17/2/2007 - AÇ GÖZLERİNİ

Aç Gözlerini
En sevdiğin elbiseni giydim Bu gece kokunu sürdüm Solgun yüzünü okşadım Sessizce saçlarından öptüm Yazdığın mektupları okudum Kana kana su içer gibi Plaklarını çaldım ah! En çok o şarkıda özledim seni.
Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum gece yarısı Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya katran karası Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana aldım koynuma Buseni hafızamdan koparıp iliştirdim dudaklarıma Üşüdüm karanlıkta Tenine dokundum hissetsin diye Aç gözlerini
Erguvanlarına su verdim İçerken benimle konuştular Yastığını okşadım, kokladım Anılar uçuştular Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine bir meltem gibi Teninin kokusu karıştı kokuma Yakıştılar
Boğuldum karanlıkta Yanı başımdasın benden çok uzaklarda Ellerimi tut dokun bana Aç gözlerini.
Attım kendimi caddelere Yeşil ceketin sardı beni Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz Tuttum ellerini.
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
15/2/2007 - BİR LİSELİ SİLÜETİ

Bir Liseli Silüeti
hayat hattında acemi tayfalardık ne avunduk sevinç müsvetteleriyle ne aşktan ikmale kaldık...
bak her sabah bağıran yeni sabaha artık iklimler değişmiş, kuşlar da gitmiş tenimde eski ateş, gözlerimde fer bitmiş
heybetli dağlar arasında göğümde yıldız yitmiş...
sen hala anılarımın en beyaz yanısın
sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın yarısısın sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski bir şarkının adısın...
daha adamlar şehirlere otomobillerle geceler anılarla birlikte gelir siluetin giderek uzaklaşır, düşler de kilitlenir efkarım bir yaralı ayrılıktan beslenir
(artık ne teneffüs zilleri çalar ne otobüs duraklarında sabırsız bekleyişler var...)
kimse bilmez yıllar yılı hep aynı beyazla gezmek nedendi olsun! Yirmi yıl seni özleyerek yaşlanmak da güzeldi...
Çünkü sen buğulu bir camın ardından izlediğim hayatın yarısısın sen sağanakla gelen sabahlarda çok eski çok eski bir şarkının adısın...
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Sevgi..
Sevmek...
Birini, bir şeyi, bir yeri sevmek...
Vatanı sevmek mesela.
Bunu da çok anladığın söylenemez değil mi?
Yani eğer bu, İstanbul dışında İstanbul'suz yapamamaksa, Boğazda bir balık-rakı akşamının hasretiyle kederden gebermekse mesela İsveçte, söyleyecek bir şey yok... galiba, tam olarak böyle değil istedikleri. Evet evet onlar İSTİYORLAR... Senin sevgini tartıyorlar.
Vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. Aslında görülmez bir yazı Var sınır kapılarında yurdun
Kategoriler
Arkadaşlarım
• asu • kerime28 • sabaruzgari • sudeasya • siargunlugu • yagmurtuana • okumaca • benmasumum • nursalkimi • mavikoridor • yagmur056 • sercen • guldefne • hephuzun • hayalleringemisi • paranteziciguncesi • elifsule • tavsantepeligenclik • zewsemal • sahra88sahra • cananyoldas • egeseda • incilenhayal • destinazilan • yolcuhmevlayagider
|