AŞKIMIZ İKİ GÖZLÜKLÜNÜN ÖPÜŞME ÇABASIYDI...GÖZLÜKLERİ ÇIKARMAK HİÇ AKLIMIZA GELMEDİ - Blogcu




AŞKIMIZ İKİ GÖZLÜKLÜNÜN ÖPÜŞME ÇABASIYDI...GÖZLÜKLERİ ÇIKARMAK HİÇ AKLIMIZA GELMEDİ

16/7/2007 - mim nivo

Kategori: DENEME

 

Mim_Nivo KİMDİR?

 

Bir çocuk Mim_Nivo... Hep çocuktu... Yine çocuk... Saçları kumral... Dümdüz... Ipıl ıpıl parlıyan bir çocuktu... Yine çocuk... Uyurken dudaklarının kavuştuğu kenarından, gerdanına doğru uyku suyu akan... Üzerindeki yeşil battaniyesinin birazı yere doğru uzanan bir çocuktu...

 Telaşsız...

 Umarsız...

 Kirli...

 Kuruyunca griye çalan çamurları suratında, ellerinde, dizlerinde taşıyan bir çocuktu... Gecenin bir yarısında ateşi çıkan... Kusan... Üşüyen... Anasının baş ucunda sabahladığı bir çocuktu... Babası işe gidince, ne gereği varsa, ağlayan... Akşam olup da dönünce mutlu olan... Yağmur birikintilerinde kağıt kayıklar yüzdürmüş... Keskince katladığı her bir uçağı yere düşmüş... Ayağına, paslı olup olmadığı ebeveynleri tarafından merak edilen, çiviler batmış... Pasın neden önemli olduğunu kavrayamamış... Kanamış bir çocuktu... Yine çocuk... Sigara görünümlü sakızlar çiğnemiş... En berbat, mikrop dolu pembe gofretleri yemiş... Leblebi tozu boğazında kalmış... Niyet çekmiş... Elvan gazozunu bir dikişte içebilmiş... Uçan balonu olmuş... Siyah okul önlüğü giymiş... Kırmızı Pinokyo bisikletine rahatça binebilecek, geniş sokaklara sahip olmuş, Bisikletinin kırmızısından utanan bir çocuktu... Yarısı apartmanlarla, yarısı bahçeli evlerle dolu mahallesi çalınmış... Çocukluğunun üzerine A, B, C blok diye kategorize edilerek, havuzlu siteler yapılmış bir çocuk... Üzerinde masmavi gökyüzünün olduğu bir çocuktu... Peçeteyle, kağıt havluyla değil elbeziyle ağzı silinmiş... Anne tarafından iyice bastırılınca daha iyi paklar diye düşünülen elbezi dokusunun ağzını acıttığı bir çocuktu... Elbezinin sabun tadının hala dudaklarında olduğu bir çocuk...

 Yine çocuk...

 Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?..

Seni bize götürelim, bizim oğlumuz olur musun?..

Ve benzeri aptalca sorularla dimağı yoklanmış... Misafirliğe gidildiğinde misal muzdan, kendisine düşen adetten daha fazlasını yiyince evde olsa yemez, bir yere gidince hep böyle oluyor ana-baba utancını duymuş...

 Ev sahibi kişi bir an için uzaklaştığında kaş göz işaretleriyle uyarılan, yediği muz zehir zıkkım edilmiş bir çocuktu...

 Nalbura gidip bilmem kaç numara boya almış, sonra bir ton açığı olsa iyi olur tespitiyle nalbura bir kez daha gönderilmiş, yolda giderken küfretmiş...

 Evde badana yapılırken mutlu olsun diye eline küçük bir fırça verilmiş, onun boyadığı yerler badanacı kişi tarafından umursanmadan tekrar boyanmış... Bu güvensizliğe anlam verememiş bir çocuktu...

Alışverişi gönderilirken verilen paranın üstüyle kendine istediğin bir şeyi alabilirsin özgürlüğü sunulmuş, eve gelindiğinde illa ki kendine ne aldın merakıyla karşılanmış...

Sen dururken annen mi gitsin ekmek almaya siteminden etkilenip, televizyondaki filmi yarım bırakarak bakkala ekmek almaya gitmiş... Evin ekmek ihtiyacı hep seyrettiği en güzel filmlere denk düşmüş... Bakkal ev arasındaki mesafede ekmeğin ucunu ısırarak gıda etmiş bir çocuktu...

 Yine çocuk...

 Evden çıkarken,Paran var mı? sorusuna "Hayır yok" yerine, seri şekilde "Var var" diyen, tam kapıyı kapatacakken,"Şunu da al bulunsun, lazım olur" baba sıcaklığıyla karşılaşmış bir çocuktu...

 Parayı utana sıkıla alırken, paraya bakmıyormuş gibi yapan... "Valla param var yaaa" sahtekarlığına sığınmakta ısrar eden çulsuz... İçten içe "Ulan baba ne kadar anlayışlısın, sağol be ya" sessizliğinde sevinen bir çocuktu...

Yine çocuk...

 Bir çocuk Mim_Nivo...

 At arabalarının, kamyonetlerin arkasına takılmış... Arkadaşları tarafından "Abi takılan var, takılan var" diye gammazlanmış...

 Minibüslerde, otobüslerde midesi bulanınca annesi tarafından "aklına getirme midenin bulandığını" öğüdüyle yüzleşmiş... Bu öğüdü ciddiye alıp "Aklıma getirmiycem, getirmiycem işte" diye mücadele etmiş ve bunu başaramamış bir çocuktu...

Depozitolu şişeleri evden çaktırmadan yürütüp bakkala satarak harçlığını çıkarmış... Ebe tura bir ki üç, yerden yüksek, Japon kale, dokuz aylık... gibi oyunlara doymayan... Hava kararmadan evde olması gerekmiş bir çocuktu...

Yine çocuk...

Evdeki terliklerin salon, mutfak, banyo, balkon terliği şeklinde ayrılmasına anlam veremeyen... Balkon terliğiyle odalarda, diğer terliklerle balkonda dolaştığında azarlanmış bir çocuktu...

 Yine çocuk...

 Banyo yapmayı sevmeyen... Taşa oturunca gerçekten karnı ağrıyan... Acıkınca eve şöyle bir uğrayıp ekmeğin arasına domates destekli bir şeyler koydurarak evden bir çırpıda çıkan... Evden çıkarken ayakkabıların giyilmesi esnasında ekmeği yanından dişleyerek ağzında tutan... Çıtalı uçurtma yapmayı asla öğrenemediğinden, marangozdan yalvar yakar aldığı çıtaları mahallenin abilerine gözü kapalı teslim eden bir çocuktu...

  Bir çocuk Mim_Nivo... Ağlamaktan utanmayan... Akşama köfte, patates kızartması yapıldı mı sevinçten deli olan... Köfteleri, patatesleri yerken yarına kalma ihtimalini düşünen... Ertesi gün buzdolabını açtığında bir tane olsun köfteye rastlayamayan... Tek tük kalmış, pörsümüş patateslere tenezzül etmeyen bir çocuktu...

Yine çocuk...

 Bütün spor ayakkabılarına"esem spor" denilen... Ayakkabı bağlamayı geç öğrenmiş...

 Kış günlerinde pantolonunun altına zorla külotlu çorap giydirilmiş... Arabaların şoför tarafındaki camlarından içeriye dikkatlice bakarak "arabanın kaç yaptığını" öğrenmekten keyif alan... "Kızların içinde kızılcık bebek" küçümseyişini fazlasıyla tatmış bir çocuktu...

Yine çocuk...

 Bir çocuk Mim_Nivo... Düğünlere götürülmüş... Düğünlerde mahalli sanatçının "anneler babalar çocuklarınızı yanınıza alın" uyarısıyla sahneden alınmış... Sonra tekrar sahneye fırlamış... Adını bilmeyenlerin "Küçüüüükkkkkkk... Şişşşştttt küçüüüükkk" seslenişine maruz kalmış bir çocuktu...

Bir çocuk... Kocaman kocaman sevdaları olan... Hep en kudretli kendisinin aşık olduğunu sanan, öylesine bir çocuktu...

 Yine çocuk...

 Daha ne olsun... Nasıl söylesem?.. Nasıl anlatsam?.. Pasaklıdır mesela... Dağınık... Hep dağınık... Kendisini dağıtacak sevdaları kolay bulması bundan belki... Belki bundan iflah olmaz bir gönül adamı... Dağınık...

 Ruhu, Beyni, Mekanı, Her yeri dağınık... Öyle biri... Yalancı...

 Kendisini kandıracak kadar yalancı... Hiç bir hayali yok... Olmadı... Olmayacak da... Asabi... Sabırsız... Ama en çok da dağınık... Ruhu... Beyni... Mekanı... Her yeri dağınık... Öyle biri...

Öylesine yaşıyor...

 Öylesine...

Öyle..

Bir çocuk Mim_Nivo...

Yine çocuk...

 Hep çocuk...

 Hep...

Herkes kadar çocuk...

 Herkes...

 YiNe GiRYaN YiNe Yad

 

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/5/2007 - SİZ YERİNİZDE SAYARKEN...

Kategori: DENEME

 

 

Bütün Kürt yazarlar, Kürt parti yöneticileri ve Kürt vatandaşları Newroz diye yazar. Aynı şekilde Türk yazarlar Nevruz diye yazar. Ortada bu kelimeden iki harf değişir ‘’V’’ yerine W, ‘’U’’ nun yerine de O gelir…

Aklıma William Shakespeare'nin bir sözü geldi çok sevdiğim: ‘’Gül’’ de ne demek? Adı başka olsaydı bu kadar güzel kokmayacak mıydı?

Acaba 21 Mart itibariyle girdiğimiz baharda açan çiçekler; Nevruz deyince başka, Newroz deyince başka mı kokuyor?


***


Siz ‘’W’’ harfiyle uğraşırken onlar uçak gemileri yaptılar, dünyanın öbür ucundan gelip komşularımızın topraklarını talan edip kadınlarına tecavüz ettiler, çocuklarını öldürdüler, evlerini başlarına yıktılar…

Siz konuşurken meclis salonlarında onlar uzaya uydu fırlattılar…

Siz insanların çocuklarına taktıkları isimlerle uğraşırken alfabemizde olmayan harflerden oluşan isim sahipleri vatandaşlarımıza vereceğimiz maaşlara bile müdahale ettiler…

Siz kimliklerle uğraşırken onlar sesten hızlı uçaklar yaptılar…

Siz çarşafla uğraşırken kendi vatandaşlarınızın, onlar televizyon yaptılar, onlar bilgisayar yaptılar, cep telefonu yaptılar…

Siz uyurken onlar harıl harıl çalıştılar, durmadan ürettiler…

Siz geceleri yıldızları seyrederken onlar aya çıktılar ve şimdi marsta arsa satan emlakcıları var ülkelerinde…

Gerici, kültürsüz ve anti modern sandığınız İran bile uzaya uydu/füze fırlattı siz uyurken.

Siz halka kalabalıklarında öbür partiye çamur atarken, onlar bizim üzerimizden planlar yaptılar bizi birbirimize kırdırdılar; onların yaptığı silahlar ellerimize dolaştı, birbirimizi öldürdük, öldürmeye de devam ediyoruz şimdi onların yaptığı daha gelişmiş silahlarla…

Onların gençleri iki üniversite bitirirken bizim hala okullarımız bile yok birçok yerde, başıboş bıraktığımız çocuklar büyüyüp tinerci, tecavüzcü oldu, eline silah alıp aydın vurdu, papaz vurdu…

Siz yolsuzluk yaparken onlar evimize kadar girdiler, bizim ülkemizde yabancı adamları sorguladılar, o kadar boş ki adalet sistemimiz, kimi avukatımız açlık grevine girdi, kimi avukat Yargıtay salonu bastı…

Siz şiir okuyanları cezaevine atar sonrada ülkenize Başbakan yaparsınız…

Siz edebiyatçılarınızı vatandaşlıktan atarsınız, başkaları onları kahraman yapar…

Söyleyin bütün samimiyetinizle, Üstünüzden üniformanızı ve siyasi kimliğinizi çıkartarak söyleyin.

Yeni bir güne farklı harfler kullanarak mı girmek önemli, yoksa o gün insanlar için daha iyi işler yaparak mı?

 

                                                       AHMET  SEVİNÇ

http://www.sansursuz.com/haberler/templates/sansursuz_yazar.asp?articleid=34194&zoneid=7&y=33

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/5/2007 - BİR OVERLOKÇU KIZA İLAN_I AŞK

Kategori: DENEME

 

Bize, "İşte İstanbul" diye gösterdikleri bu işkembe, bu kenar mahalle, bu Esenler, bu Bağcılar, milyonlarca trajediyi her sabah konfeksiyon atölyelerine, getir götür işlerine,
telefona bakı­lan ofislere, minibüs koltuklarına doğru akıtırken, bazen bir kara göz,
bazen sahte bir sarışın saç çalınır gözlerime.

Adı belki "Avcılar Güzeli Y.," belki "Yenibosna Güzeli F.," belki de bir başka mahallenin veremli kızı "K." olan bu gözler ve bu saçlar, ağır koşullarla ağır hayalleri harmanlayarak ve çoğu kez bu harmanın altında ezilerek, yorgun ve hüzünlü bakışlarla süzülüp giderler zihnimizin arşivine doğru.



Bir minibüsün ön koltuğunda ya da tramvayın ortalarında bir yerlerde ya da halk otobüslerinin kapısına yakın duran bu kırılgan ve sanki gözlerimizin önünde eriyip yokolacakmışçasına hafif bu "gecekondu güzelleri," hep aynı şeyler düşünür, hep aynı şeylere ağlar ve hep aynı erkekleri severler. Yarımdır hayatları ve mutlu olma hakkı onlara en ufağından çay kaşıklarıyla sunulur.

Dayaksız ve yalansız ve rahat ve düğmesine dokunduğun anda sıcak suyu akan bir dünya yoktur onlar için. Ve bedenleri her tür işgale, her tür zobalığa, her tür sömürüye ve her tür karanlığa açıktır. Ve tam da bunun tersine, akılları hinliğe kapatılmıştır. Pratik ve hamarat ve işe yarar olmak öğretilmiştir onlara; düşünmek ve kafa yormak yasaktır. Topuklarına basarak yürüyen erkeklere duydukları aşk gerçek, fakat onlara sunulan sevgi yarımdır. Onlar yarımdır ve kimse kılını kıpırdatmaz eksik bırakılmış çizgilerini biraz daha uzatmak için ve o çizgilerden bir ağaç, bir ev, bir bulut resmi çıkarmak i-çin didinmez hayat.

Ve günler ağır haberlerle gelir gecekondu­lara. Bilirsin ki, tramvayda gördüğün "Yenibosna Güzeli," az sonra yastığa gömerek sarı boyalı saçlarını hüngür hüngür ağla­yacaktır ve her evde diğerlerinden gizlenen başka başka hayat­lar vardır ve başka hayatlar içinde karışacaktır aklı "F,"nin. Ve yine bilirsin ki, o kız ağlaya ağlaya ölürken, şehrin merkezinde bir yerlerde, sakallı adamlar ve gözlüklü kadınlar "Asiye'nin kurtuluşunu" tanışacaktır. Ne yalan!


Ey "F.," seni sevmeyenlerin kalbine tüküreyim ben. Bu ya­lan şehirlerin, iki yüzlü hayatların, pis renkli paraların, terleyen namussuzlukların, uzak ülkeler gibi karanlık vitrinlerin, bitirile­meyen okulların, yasaklanan sıraların, yoksulluğun ve yoksun­luğun ve bütün bunların üzerine çöreklenen alçak yalanların adına "hayat" diyorlar ve gözlerimizin içine arsızca bakarak, bir köpeğe mama verir gibi önümüze itekliyorlar hayatı.

Bu hayatın içine tüküreyim "F.," bu hayatın içine tüküreyim.

Yalan kumaşlardan yalan dünyalar biçerken bir konfeksiyoncu kız ve o bilmiş yalanlardan, hiçbir şeyi örtemeyen palavralar dikerken kara çocuk ve önüne konulan maskelere ütü basarken henüz 14 yaşındaki bir başka "F.,"

bu şehir nasıl uyuyabiliyor?

Bu şehir ne adi bir beton ve metal yığınıdır ki, kalp diye alışveriş merkezle­ri taşır göğsünde ve o alışveriş merkezleri, o plazalar, o beyaz boyalı tezgâhlar her gün milyonlarca gecekondu hayalini yutar.

Ve ağzında evirip çevirdiği posayı, hiç utanmadan ve bir an bile titretmeden yüreğini karanlık mahallelere doğru tükürür. "F." bir posadır beyaz kafa için. Ahh, "F."


Beyaz ofislere, atölyelere, fabrikalara ve adını anımsayamadığım tonlarca insan pazarına düş, yorgunluk ve emek taşıyan bu minibüsleri yakasım geliyor. Yakasını geliyor tramvayları, otobüsleri, Kadıköy vapurunu ve başka bilumum şeyi.

Bizi hap­seden, bizi kirleten, bizi döven, bizi yasaklayan, bizi okula almayan, bizi güzel mekânlara sokmayan kim varsa, ama kim varsa, hepsini yakmak isliyorum.

Elimde bir kibrit çöpüyle yazıyorum bu satırları ve "hadi kalk git" diyor kalbim, "kalk ve Taksim'den başla yakmaya." Çevir ve gözlerine bak meydandakilerin ve gözlerinde zerrece temiz yer bulamadığın bütün kafaları ateşe ver. Ateşe vermek istiyorum hayalı ve "Yenibosna Güzeli" diye kandırılan o bakımsız kızı yanıma alarak çekip gitmek isliyorum buralardan. Çek git ve arkanda ağlayan kimse kalmasın. Öldür gözyaşlarını ve ekmek olarak kalbini götür yanında. Bir kalp eğer gerçeklen "kalp"se doyurabilir hayalı.


                                                 idris özyol

Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Sevgi.. Sevmek... Birini, bir şeyi, bir yeri sevmek... Vatanı sevmek mesela. Bunu da çok anladığın söylenemez değil mi? Yani eğer bu, İstanbul dışında İstanbul'suz yapamamaksa, Boğazda bir balık-rakı akşamının hasretiyle kederden gebermekse mesela İsveçte, söyleyecek bir şey yok... galiba, tam olarak böyle değil istedikleri. Evet evet onlar İSTİYORLAR... Senin sevgini tartıyorlar. Vatanı onlar gibi ve onların istediği kadar sevmen gerekiyor. Aslında görülmez bir yazı Var sınır kapılarında yurdun. SEVMEK MECBURİDIR! SEVMEYEN DEFOLSUN GİTSİN!

Kategoriler

  • AHMET ALTAN
  • ahmet telli
  • ASK
  • atilla ilhan
  • CAN DUNDAR
  • CEZMI ERSOZ
  • DENEME
  • DUS YAZILARI
  • edebiyat
  • KADINIM
  • KISA HIKAYELER
  • kitap tanitim
  • NAZIM HIKMET
  • NIHAT BEHRAM
  • O AN FOTOGRAFLARI
  • SIIR
  • siirlerim
  • YAZILARIM
  • YILMAZ ERDOGAN
  • YILMAZ ODABASI
  • Arkadaşlarım

    DELALEDILEMIN
    alike
    mehpareogt
    mikerinos
    elifsule
    zewsemal
    benmasumum
    okumaca
    hayalleringemisi
    guldefne
    yagmur056
    terskare
    siargunlugu
    nursalkimi
    kerime28
    sudeasya
    asu
    mavikoridor
    paranteziciguncesi
    sabaruzgari
    tavsantepeligenclik
    incilenhayal
    cananyoldas
    egeseda
    sercen
    yagmurtuana
    hephuzun
    SAHRA88SAHRA
    destinazilan
    yolcuhmevlayagider
    unutkan
    melegimmavi
    cobcem
    gizledigimzindanmasallari
    hakimozgen
    emeklilikhaber